1 Kasım 2013 Cuma

AYLARDAN KASIMA GELİRKEN...

                                Gerçek mevsimi yaşayan bir bölge olan Antalya'dan selam ve sevgilerle güne ve yazıma başlarken;Tüm arıcı dostlarıma sağlık selamet ve hayırlar diliyorum.Ayrıca hasta ve sıkıntılı olanlara da sağlık ve selamet diliyorum.
                                Bu yıl artık Akdeniz de sonbaharın son ayına bugün girdik.Mevsim kurak geçmede.Ama 15 gün kadar önce yağan son güzel yağmur birazcık ilaç olmuş gibi.Dün arılığı dış ortamdan seyrettim.Saat 12.45 civarıydı.Kovanlara polen akışı çok iyiydi.Ana arılarımız hala yumurtaya devam etmekteler.Bu durum aralık ayının başına kadar sürer.Aralık ayında başlayan kış mevsimi ile yavru faaliyeti sona erer.Çünkü;Şu zamanda havalandırma delikleri kapalı.Kasım sonunda havalandırmaları açacağız.Arılar mevsimi doğru algılamalılar.Yoksa soğuk havada uçuşa çıkan arı soğuğa çarpıldığı için soğuk felcine uğrar.Konduğu yerden kalkamaz.Bu olumsuzluğu yaşamamak için kovan altı havalandırma delikleri açık olmalı.Oradan kovana giren soğuk hava kovanın fazla ısınmasını engeller.Isınmayan kovanda ana arı yavru atmaz.Soğuk ortamdada kış salkımına yönelen arılar uçuş zamanını azaltır.Ancak hava sıcaklığının üst düzeye çıktığı 11-14 saatleri arası 3-4 saat kadar kısa uçuş yapabilirler.Uçuş zamanının kısalması işçi arının ömrünü kış ayında uzatır.Kovan nüfusu kendini korur.Bu durum erken bahar önü oldukça önem taşır.Çünkü:Erken bahar önü çıkacak ilk yavrulara kadar ana arının potansiyeli çok düşük kalacaktır.İlk çıkan yavrularla birlikte arı sütüyle beslenmeye başlayan  ana arıda yumurta atma miktarı hızlanacaktır..Buda kovan hızının 1 aylık döneme yayılması demektir.
                               Ülkenin çoğu bölgesi hala gündüzleri ılık bir havada kasıma girdi.Geçen hafta ve bu hafta 2 kez Kütahya'ya kadar gidip geldim.İç kısımlarda bile hava sıcaklığının 18-20 derece gündüz sıcaklığında olduğunu gördüm.
                                Kasım ayı kasımpatlarının açtığı bir aydır.Artık kış çiçekleri revaçta olacak.Tabiki buda yağmura yağışa bağlı...
                                Mevlam mevsimleri doğallığıyla yaşamayı nasip eylesin diyerek güne merhaba diyoruz.İşleriniz bereketli gününüz şen ve aydın olsun...
Arıcı 07 ANTALYA

13 Eylül 2013 Cuma

SONBAHARA DOĞRU HAZIRLIKLAR...


Değerli arıcı arkadaşlarım;Artık bazı bölgelerde yaz bitip,güz dönemi başlıyor.Bilhassa karasal iklimin hakim olduğu yerlerde arılar kışlatılacaksa güz bakımının ve kontrollerinin yapılması tamamlanması gerekiyor.
Güz bakımı basit bir bakım olup arılığı kışa güvenle sokmaktır.Bu bakımda varroa ilaçlamaları yapılarak arılığın varroadan arındırılması bahar ayları için büyük bir rahatlık olarak karşımıza çıkar.Varroa mücadeleside arıcının tercih edeceği ilaç ve yöntemle yapılmalıdır.Bunun yanında arılar güz döneminde sıkıştırılarak destek şurubu verilmeli güz yavrusuna yönlendirilmelidir.Genç nüfus uzun kışda ve erken baharda kovanın sigortası olacaktır.Güz döneminde çıtaalar çuvalla iyice sıkıştırılmalı ve peteklerin kolayca ısınması sağlanmalıdır.Böylece yavru aktivitesi artacak ve ana arı yeterince yumurta atarak kovan nüfusunun korunmasını sağlayacak kışa güçlü girilmesini sağlayacaktır.Sıkıştırılan kovanlardaki sıkıştırma aparatları kış girişinde alınabilir.Çünkü;Arılar iklimi iyi algılamalıdır.Kovan içi çok sıcak olunca işçi arı uçma isteği hisseder.Ama dışarısıda soğuk olunca bir süre sonra soğuk felci olan arı dış ortamda konduğu yerden kalkamayarak telef olur.
Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle...

Arıcı 07 ANTALYA

18 Nisan 2013 Perşembe

SUNİ OĞUL


                           
                       Arıcılıkda arı üretmek amacıyla gelişen farklı kovanlardan  arılı çıta toplama usulüyle yeni kovanlar oluşturularak analandırılıp faal hale getirilmesine yapay oğul denir.
                       Yapay oğulda iki amaç taşınır.1-Yeni genç oğullar üretmek 2-Gelişen arılı kovanların oğul vermesini engelleyerek güçlü bal kovanları oluşturmak.
                        Genel anlamda bahar aylarında bu iki usulüde denemekteyim.Yapay bölmeye geçmeden önce transfer yöntemiyle veya miller yöntemiyle ana arı yüksüklerinin oluşmasını sağlamaktayım.Bunlar 1 haftalık olunca gelişen kovanlardan 1 er çıta alarak  yeni bölme rılar üretiyorum.Kovanım  bu yılki bal mevsimine yetişmesini istiyorsam 5-6 çıtalık bölmeler yapıyorum.5-6 çıtalık bölmeler analandırılıp yumurtlamaya geçince takriben 1 aylık dönemde ballığa çıkıyor.Çünkü hergün yumurtlayan genç ana 5-6 çıtayı ful yumurta ile doldurursa çıkan arılar kovanı hemen kolayca dolduruyor.Verilen yeni petekler invert şurupla desteklenirse kolayca örülüyor.15 Nisanda bölme yapılmışsa 15 haziranda iyi bir bakımla ballıklara kadar ulaşması mümkün olabiliyor.
                          Diğer sistemle amaç arılı kovan sayısını artırmaksa o zaman daha sayıda peteklerden kovan oluşturuluyor.Yeni oluşan yapay oğulun %100 kalıcı olmasını istiyorsak 3 çıtalık bölmeler yaparak analandırmalıyız.Ama bahar ikliminiz akdeniz gibi uzun süren son baharıda uzun olan yerlerde 2 çıtalık bölmelerde mümkün.Hatda amacım arı üretip satmak olsun diyorsanız tek çıta  bölmede mümkün.Ama tek çıtada ve iki çıtanın her iki tarafına köpük duvar konularak kovan daraltılmalı ayrıca az az olmak şartıyla devamlı invert şurupla desteklenmelidir.Çünkü:Tek veya 2 çıtanın çalışan işçi ve genç arısı az olacağı için ana arının bakımı ve beslenmesi,kovanın ısıtılması yavruların beslenmesi zor olacağından kovan mutlak köpükle daraltılmalı.Bu köpüklerin dışınada plastik naylon torba giydirilmeli.Köpüğü arının temizlememesi için.
                           Bu yıl bende suni oğulda bu iki yöntemide nasip olursa deneyeceğim. 10 kadar 6 şar çıtalı kovan  50 tane 2 şer çıtalı yine 50 tanede tek çıtalı suni bölme yaparak arılığımı güçlendirmek istiyorum.Ancak haziran ayı içerisinde arılarda kapalı yavru  arı pupa miktarı 7-8 çıta olursa bu bölmelere koku vererek 1 er çıta kapalı pupa verebilirsem hiç sorun yaşamadan arı sayımı artırmış olurum.Planlamayı yapmak basit.Önemli olan mevcut kolonilerin yönetimi ve bahara ulaşma.Kış yenimi başlıyor,yoksa ortasındamıyız henüz belli değil...Bu gün Antalya'da hava biraz soğuk.
                           Hayırlısı allahdan diyerek yazıya nokta koyuyoruz.Allah yardımcımız olsun.

Arıcı 07 ANTALYA

14 Mart 2013 Perşembe

VARROA


VARRAO JACOBSONİ GUDEMAN (Arı Akarı):







     Bal arısı kolonilerinde 125' e yakın akar türü tespit edilmiştir. Bunların % 8.5 bal arılarında yaşarken %16.5' i hem arılarda hem de bitkilerde yaşamakta, %77.7' si ise silo ve ambar zararlısı olarak bilinmektedir. Arı akarı arıların larva, pupa v erginleri üzerine kan emerek yaşayan tehlikeli bir dış parazit akardır. Hem kapalı yavru gözlerine ve hem de ergin arılarda yaşaması ve ve koloni yaşamına olumsuz etki yaratmaktadır. Bu nedenle bugün bile arıcılığın gündeminde önemli bir türü olmasına rağmen Varrao Jacobsoni Apicerena ve Apismelifera kolonilerinde yaşayabilmektedir. Arı akarının konukçusu olan bal arısı türleri kovanlar içinde yaşayanlardır. Arı akarlarının gerçek konukçusu Hindistan arısı diye bilinen Apiscerena' dır. Uzun yıllardan beri akarları ile birlikte yaşayan Hindistan arısı yetiştirdiği adaptasyonlar ve savunma mekanizmalarıyla parazite karşı kendisini korumaktadır. Koloninin çoğalmasına zarar vermesini önlemektedir. Arı ırkı savunmayı öğrenmiştir.

APİSCERANA:

     Apiscerana, akara karşı oldukça duyarlıdır. Apiscerana kolonisi, kovan içinde temizlik dansı yaparak kovan içindeki arı akarının varlığını diğer arılara haber verirler. Diğer arılar ise dans eden arıyı parazitten temizler. Ayrıca arı akarı Apiscerana işçi arı gözlerinde gelişimini tamamlayamamakta ve sadece erkeke arı gözlerinde üreyebilmektedir. Apismelifera' da ilk defa 1958' de Güney Çin' de fark edilmiştir. 1960' lardan itibaren bu akar çok geniş bir alana yayılarak dünya arıcılığını tehdit eden bir sorun haline gelmiştir.

     Yurdumuzdaki araştırmalar bu zararlının Bulgaristan üzerinde 1976 yılından itibaren doğal yollar ile Trakya' ya geçtiği bu bölgeye giden Ege Bölgesi arılarının bu zararlıyı aldığı ve taşıdığı göz önünde bulundurulmalıdır.

AKARIN VÜCUT YAPISI:

     Ergin yaştaki dişi arı akarı kahverengi ve ya koyu kahverengi olup vücut enlemesine kitin tabakası ile kaplıdır. Vücut sırt karın yönünden basık olup sırt kısmı hafif dış bükedir. Enlemesine oval şekildedir. Üstten bakıldığında sert sırt kabuğu vücudu önemli ölçüde kaplar. Ergin dişiler 1.1 ve 1.2 milim uzunluğunda ve 1.5-1.6 mm. Vücudu 15-20 mikron uzunluğunda olan birbirine paralel kıllar ile kaplı olan kıllar ile kaplıdır.6 parçalı 4 çift çok güçlü bacağa sahiptir. Birinci çift bacaklar anten görevi görür. Ön bacaklar üzerinde bir dizi duyu organı bulunur. Vücut şekli bal arısına kolayca tutunacak yapıdadır. Çok iyi gelişmiş bir trake sistemine sahiptir. Solunumu sağlayan solunum sistemi, akarın değişik gaz yoğunluklarında yaşavabilmesi için çok iyi gelişmiştir. Nitekim kapalı gözlerde ki hava CO2 iken ve uçan arı gözlerindeki bol oksijen ortamında da rahatlıkla yaşayabilir. Delici ve emici bir ağız yapısına sahiptir. Ağız parçaları üzerinde ileri doğru uzanmış birkaç çengelli küçük iğne şeklindeki çıkıntıları ile larva pupa kolayca tutunabilmektedir. Anüs valfi yoktur. Anüs iki kılla kapatılır, sindirim artıklarının pupa ile dar kısma bırakır. Erginleri dişilerden daha küçük olup büyüklüğü 0.8-0.97 ve 0.93 beyaz, gri, sarımtırak renktedir. Eklemler daha yumuşak kitinden yapılmıştır.

Not:Yazı http://www.ardahanaricilik.gov.tr/altkatac.asp?ds=381&kat=36 adresinden alıntıdır.
Arıcı 07 ANTALYA

3 Mart 2013 Pazar

PROPOLİS




Propolis antiviral ve antibakteriyeldir. Diş sağlığı, deri hastalıkları, sindirim sistemi sorunlarının çözülmesine katkıları vardır. Pek çok zararlı bakteri ve mantar çeşidini engelleyici özelliktedir.



"..Propolis'in antibiyotik etkiyi yüz misline vardıran inanılmaz bir özelliği bulunur"
Propolis, bağışıklık sistemini güçlendirir. Mantar-mayasıl sorunlarına, zararlı bakterilere, viral enfeksiyonlara karşı kullanılır. kanseri önlemede ve kanserle mücadelede etkili bir maddedir. Alışılmış antibiyotik etkilerin 100 misline yakın etkisi keşfedilmiştir. Bugüne kadar rastlanan en güçlü doğal antibiyotiktir. (Ghisalberti, 1979 E.L. GhisalbertiPropolis: a review, Bee World 60 (1979), pp. 59–84.)
Anti-bakteriyel, anti-fungal(mantar), anti-viral, ateş düşürücü, antiseptik ve kolesterol düşürücüdür. Gözün yüksek basıncını azaltır.Soğuk algınlığına iyi gelir. Ağız içi sağlığı ve sindirim sorunlarının giderilmesi için kullanılır. İçeriğindeki flavonoid oranı yüksektir. Flavonoidler bilindiği gibi en güçlü antikoksidanlardandır. Propolisin araştırmalar sonucu belirlenmiş bazı faydaları şöyledir:




Bileşik etkiler:
Propolisin tedavi edici özellikleri üzerine yapılan çalışmaların çoğu içerdiği fenolik bileşenler üzerine yoğunlaşmıştır (Flavanoidler ve kafeik asit esterleri gibi fenolik bileşikler). Araştırmalar, propolisin içerdiği aktif bileşeni izole edip etkisini test etme üzerinedir. Research has tended to isolate and test single substances in propolis. Fakat, propolisde çok sayıda bileşen bulunması nedeniyle oluşan bileşik etki, herbir bileşenin tek başına oluşturduğu etkilerin toplamından daha fazladır. Çalışmalar, propoliste bulunan flavanoidlerin etkili anti-bakteriyal aktiviteye sahip olduğunu göstermiştir, fakat izole edilip ayrılan flavanoidler, propolis ekstraktına göre daha düşük aktivite göstermiştir. Propolisin, bazı antibiyotiklerle bileşik etki gösterdiği gözlenmiştir. Bazı durumlarda, bakteri ve maya üzerindeki etkileri 100 kat artmıştır.  Antibiyotik dirençli Staphylococcus ırklarında, propolis ile birlikte alınan antibiyotiklerin, bu direnci kırdıkları gözlenmiştir

Anti-Kanser Etkiler:
Propolisin etanol ekstraktının karaciğer ve mesanedeki kanserli hücreleri dönüşüme uğrattığı ve gelişmelerini önlediği bulunmuştur. Bu hücre öldürücü etkiyi sağlayan maddeler, propolisten izole edilen quercetin, kafeik asit ve clerodane diterpenoiddir. Clerodane diterpenoid, tümör hücrelerine karşı seçici bir öldürücü etki gösterir.Propolisin, ayrıca, yumurtalık kanseri hücrelerini ve  hücre bölünmesini durdurucu etkileri olduğu bulunmuştur. Ayrıca, göğüs, cilt, kolon ve böbrek kanseri hücreleri gibi insan  tümör hücre kültürleri üzerinde öldürücü etkisi olduğu tespit edilmiştir. Bu etkileri oluşturan bileşenin kafeik asit fenetil ester olduğu belirlenmiştir.Propolisden izole edilen Artepillin C, insan mide kanseri hücreleri, insan gırtlak kanseri hücreleri  kolon kanseri hücreleri üzerinde hücre öldürücü etki göstermiştir. Kafeik asit esterlerinin tümör oluşumunu kimyasal olarak engellediği görülmüştür. Bu etki, kanserli hücrelerin gelişimini sağlayan genler üzerindeki seçici toksik etki ile gerçekleşmektedir.

Antioksidan Etkiler :  Propolis içerisinde yoğun olarak bulunan flavanoidler, çok güçlü antioksidanlardır. Antioksidanlar, serbest radikalleri sönümleme özelliğine sahiptirler, böylece lipidleri korurlar ve C vitamini gibi diğer bileşiklerin oksitlenmesini ve yıkılmasını engellerler.

Kalp-Damar Etkileri : Yoğunlaştırılmış propolis ekstraktının, kan basıncını düşürdüğü, sakinleştirici etki yarattığı ve serum glikoz oluşumunu sağladığı bulunmuştur. Propolisde bulunan dihidroflavanoidlerin kılcalları kuvvetlendirdiği ve antihiperlipidemik aktivite oluşturduğu belirlenmiştir. Ayrıca, propolisin, karaciğeri alkole ve tetraklorüre karşı koruduğu tespit edilmiştir.

Propolisin  antikor oluşumunu tetiklediği ortaya konmuştur. Bir ABD-Polonya ortak çalışması sonucunda , antikor üreten dalak hücrelerinde, kontrol hücrelerine göre 3 kat daha fazla antikor üretildiği bulunmuştur. 24 saat sonra enjekte edilen 2. doz sonrasında etki daha da artmış, fakat daha ileriki dozlarda etki azalmıştır.

Anestezik Etkileri : Propolis ve bazı bileşenleri anestezik etki göstermektedir.  Yapılan deneyler sonucunda, propolisin, kokainden 3 kat, prokainden ise 52 kat daha güçlü anestezik etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Anestezik etkinin, propolisteki, pinocembrin, pinostrobin ve kafeik asit esterleri sayesinde gerçekleştirildiği belirlenmiştir.

Cilt Hastalıklarına Etkileri:Propolisin, mantar ve athlete's foot gibi cilt hastalıklarından sorumlu olan maya ve mantarları etkili bir şekilde engellediği belirlenmiştir. Bu organizmalara karşı etki gösteren propolis bileşenleri, flavanoidler ve kafeik asit türevleridir.Bu anestezik etki, propolisin neden yüzyıllardır boğaz ağrısı ve ağız yaralarının tedavisi için kullanıldığını açıklamaktadır. Dişçilik alanında propolisin anestezik malzeme olarak kullanımı Avrupa'da patentlenmiştir.

Bağışıklık Sistemine Etkileri : Yapılan deneylerde propolisin immün tepkiyi tetiklediği belirlenmiştir. Yakın zamanda Japon araştırmacılar, propolis ekstraktının, insanda, bağışıklık fonksiyonlarına bağlı olarak makrofaj aktivasyonu sağladığını göstermişlerdir. Propolis sitokinleri oluşturan bağışıklık hücrelerini aktive eder. Bu sonuçlar propolisin anti-tümör etkisini açıklamaya büyük ölçüde yardımcı olur.
Propolis'in İçeriği:
Propolis, reçineli ve mum kıvamında olan, arılar tarafından ağaçların tomurcuk ve kabuklarından toplanan bir maddedir. Rengi ve fiziksel özellikleri kaynağına göre değişmekte ve kovanda arılar tarafından çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Arı kovanı ve aynı zamanda insan ve hayvan sağlığı için de
  • Bitki salgıları
  • Pinus spp.(Çam)' nin reçineleri
  • Betula spp.(Huş)
  • Populus spp.(Kavak)
  • Aesculus hippocastanum (At kestanesi)
  • Salix spp.(Söğüt)
  • Alnus spp.(Kızılağaç)
  • Abies spp.(Göknar)
  • Prunus spp.(Erik)
  • Ulmus spp.(Karaağaç)
  • Quercus spp.(Meşe)
  • Fraxinus excelsior (Dişbudak) vs.

Propolis, bal ve yağ ile karıştırıldığında dış yaralar için mükemmel bir pomat oluşturur. Bu ürünün antiromatizmal etkisi de saptanmıştır. Propolis, içerdiği sağlık yönünden çok önemli aktif maddeler nedeniyle genel vücut direnci ve sağlığının korunmasında ve alternatif tedavide gittikçe daha çok yer bulan emsalsiz bir maddedir.

Propolisin Tarihçesi 

Propolis insanoğlu tarafından binlerce yıldır kullanılmaktadır. Günümüzde ise artan bir popularlik kazanmıştır. Arılar propolisi milyonlarca, insanlarsa binlerce yıldır kullanmaktadır. Arılar ve insanoğlu propolisi yararlı ve faydalı bulmaktadır. İnsanlık için bu reçinemsi yapının keşf edilen yararları henüz çok az kalmaktadır.Propolis geçmiş dönemlerden beri çeşitli amaçlarda özellikle tıpta kullanılmaktadır. Eski yunan yazıtları bu maddeyi iltihaplanan yaralar ve çürükler için kür olarak tanımlarken Roma'da yara üzerine konulan lapa benzeri karışımın yapımında pratisyenler tarafından kullanılmaktadır. İbranice eski vasiyetnamelerde tzori olarak geçmektedir ve terapetik özellikleri ile anılmaktadır. Avrupa'daki 12 yy kayıtları propolisin medikal preparatlarının ağız ve yara enfeksiyonlarının tedavisi ve diş sağlığı için kullanımından bahseder.
Özellikleri

Propolisin güçlü antimikrobiyal aktivitesinden dolayı, propolis doğal antibiyotik olarak bilinir. Yapılan birçok sayıda araştırma da propolisn yüksek antimikrobiyal olduğunu göstermiştir. Propolisin MRSA da dahil olmak üzere 21 tür bakteri üzerinde, 9 tür mantar üzerinde, Giardia'nın da dahil olduğu 3 protozoa türü üzerinde ve Herpes ve Influenza'nın da dahil olduğu geniş yelpazeli virüsler üzerinde inhibitör etkisi bulunmuştur.Bunların dışında ayrıca propolisin geniş ölçüde tedavi edici özellikleri vardır. Bu özellikler arasında antikanser etki, antioksidan etkis, yara kapama ve doku tamir etkileri, sindirim sistemi etkileri, deri enfeksiyonları etkisi, anti,-inflamatory etki, anastezik etki, bağışıklık sistemi etkileri, kalp-damar sistemi etkileri ve diş sağlığı etkisidir.Propolis içerisindeki flavanoid seviyesinin yüksek olmasından dolayı, bu ürün insanlarda oksijen radikallerine karşı yakalayıcı olarak görev görür. Ayrıca ilginç olarak vitamin C'nin okside olarak zarar görmesini engeller.Klinik çalışmalar propolisn bronşit ve benzeri rahatsızlıkların, influenza ve herpes, deri mantarları, diş ve diş eti rahatsızlıklarında, ülser, yanık ve abselerde, kulak enfeksiyonlarında, giardi ve kolitde, vajinal ve servikal rahatsızlıklarda etkili olduğunu göstermiştir.
Propolis ve propolisli ürünlerin kontaminasyon ve kısa raf ömürlülüğü gibi problemleri olmamaktadır. Bu durum propolisin antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinden dolayıdır.

Kulak Enfeksiyonları:
İç kulak iltihabı, dış kulak iltihabı ve benzer kulak rahatsızlığı olan 126 hasta üzerinde % 5- 10 propolis çözeltileri denenmiştir. Bütün rahatsızlıklar için propolisin iyileştirici etkisi olduğu belirtilmiştir (Matel ve ark. 1973). Propolis ayrıca kulaktaki akut rahatsızlıklara karşı da pozitif etki göstermiştir.
Sindirim Sistemi Rahatsızlıkları:
Bağırsak paraziti şikayeti olan 138 hastaya % 10-20'lik propolis ekstraktı uygulanmıştır. Çocuklarda düşük dozun tedavi edici etkisi olduğu gözlenmiştir. Yetişkinlerde ise % 20 lik propolis ekstraktının, tinidazol ve anti protozoa ilaçlarıyla aynı dozda etki gösterdiği bulunmuştur. Propolis, Danimarka'da ülser ve Crohn hastaları üzerinde denenmiştir. Propolis ekstraktının ülser üzerinde etkili olduğu fakat Crohn hastalığına etkisi olmadığı bulunmuştur.
İltihaplanmalar
Aseptik necrosis hastası olan 22 hastaya düzenli olarak propolis enjekte edilmiş, 32 hastaya ise aynı şartlarda normal tedavi uygulanmıştır. Propolis tedavisi uygulanan hastalarda diğerlerine göre belirgin gelişmeler gözlenmiştir. Vajina ve uterus iltihaplanması şikayeti olan 90 hastaya % 3'lük propolis etanol ekstraktı uygulanmış ve % 50'den fazlasında olumlu gelişmeler sağlanmıştır.
Tüberküloz
Eski Sovyetler Birliği'nden V.H. Karinova ve E.l. Rodionova farklı türlerde ve aşamalardaki 135 tüberküloz hastasıyla çalışmışlardır. Hastaların yaş aralığı 6 ile 50 arasındaydı. Hastalara, alınan tepkiye göre, günde 3 kez 4 ile 10 ay arasında propolis uygulanmıştır. Çalışma sonucunda 12 hasta haricinde bütün hastaların iyileştiği gözlenmiştir. Bu 12 hastanın ise böbrek tüberkülozu olduğu tespit edilmiştir.
Ülser
Romanya'da Dr. A. Vasilca ve Dr. Eugenia Milcu propolisin ülser üzerindeki tedavi edici özellikleri üzerinde çalışmışlardır. 34 kronik ülser hastasına 4 hafta boyunca propolis ekstraktı verilmiştir. 28 hasta tamamen iyileşirken 6 hastada önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bazı hastalara doku biyopsisi uygulanmış ve propolisin yenileyici etkisi gözlenmiştir.
Mitoz
N. Popovic ve N. Oita adındaki Romanyalı medikal araştırmacılar, propolisin hücre bölünmesi üzerindeki etkileri ile ilgili bir bildiri yayınlamışlardır. Araştırmacılar, dokunun hiçbir zaman tamamen kanserli hale gelmediğini, her zaman sağlıklı hücrelerin bulunduğunu ve normal hücrelerin aktivitelerinin kanserli hücreler tarafından etkilendiğini belirtmişlerdir. Propolisin, kanserli hücreleri durdurarak, normal hücrelerin aktivitesini arttırdığını ve dokunun normal hale gelmesini sağladığını ortaya koymuşlardır.
Kolit
Bulgaristan'dan Dr. S. Nikolov ve arkadaşları, propolisin akut ve kronik kolit üzerindeki etkisini incelemişlerdir. Çalışmaya, yaşları 20 ile 65 arasında değişen 45 hasta katılmıştır. Hastalara günde üç defa yemeklerden önce propolis ekstraktı verilmiştir. Sonuçta toplam 43 hastada olumlu sonuç elde edilmiştir. Bunlardan 26'sında çok iyi, 12'sinde iyi kalanları ise memnuniyet verici şekilde iyileşme gözlenmiştir. Sadece iki hastada herhangi bir gelişme gözlenmemiştir. Çoğu hastada yedinci günde iyileşme başlamış ve ondokuzuncu ya da yirminci günde tamamen iyileşme görülmüştür.
Bağışıklık Sistemi
Propolisin en çok araştırılan ve yaygın olarak kabul edilen özelliği bağışıklığı arttırıcı özelliğidir. Propolis, doğal, salgı bezlerini aktive eden geniş spektrumlu antibiyotiktir. Propolis sadece enfeksiyonları engelemenin yanında, onları vücuttan temizler.
Çok sayıda deneyle ortaya konduğu gibi, propolis, bakterileri, virüsleri, mantarları ve hatta penisiline dayanıklı staphlococcus'u ortadan kaldırır.
Propolis virüslere karşı çok güçlüdür. Bu etki propoliste bulunan bioflavanoidlerin koruyucu etkisi sayesinde gerçekleşmektedir. Virüsler, proteinlerin dış kısmına yerleşirler. Eğer engellenmezse, bu tehlikeli ve enfekte edici madde taşıyıcı organizmada serbest kalır. Maalesef, böyle bir durumda, enzimler sayesinde protein dış kısmını parçalarlar ve böylece zararlı madde istem içerisine yayılır. Sistemde propolisin bulunması durumunda ise bu durum gerçekleşmez. Bioflavanoidler, proteinin dış kısmını parçalayan enzimleri inhibe eder ve viral maddeyi içeriye hapseder. Aynı flavanoidler, virüsün etrafını kaplayarak aktivitesini engellerler. Bioflavanoidlerin varlığında, taşıyıcı, virüslere karşı bağışıklık kazanmış olur.
Diğer bir yol ise propolisin fagosite aktivitesini güçlendirerek bağışıklık sistemine yardımcı olur. Fagositler, mikroorganizmaların etrafını sarar, içine alır ve sindirerek ortadan kaldırırlar. Propolis sayesinde gerçekleşen bu etki, birçok Sovyet ve Avrupalı bilim adamı tarafından gözlenmiş ve yayınlanmıştır.

PROPOLİS KALİTESİ

Propolis kovandan çıkarıldığında taş sertliğindedir. Bu durumda içeriğinde yüzde 40 oranında balmumu, yüzde 15-20 oranında ise toz ve diğer artık materyaller bulunur. Kovandan çıkışı ardından kullanıma hazırlanması iki şekilde olabilir:
1-Reçinemsi Toz Hali: Derin dondurucuda tutularak kristalize edilip ardından kırıcı bir makinada çekilerek toz haline getirilir. Bu aşamadan sonra yüzde 10 civarında silisyum dioksit katılarak içindeki balmumu nedeniyle yapışması önlenir veya birbirine yapışan balmumu nedeniyle macun şeklini alır. Kapsüllere konarak ya da 70 derecede alkolde çözerek kullanılması mümkün olabilir. Kullanıma bu şekilde sunulan ürünün kalitesi sadece içeriğindeki aktif maddenin oranına göre belirlenir. İçeriğinin yalnızca küçük bir oranı propolisin etkin maddelerini içerir.
2-Propolis Ekstraktı: İlk haldeki Propolis işlemden geçirilip damıtılarak içeriğindeki balmumu ve diğer başka materyallerden arındırılır. Ayrıca etkin maddeleri temel alınarak saflaştırma işlemine devam edilir. Böylece propolis ekstraktı ortaya çıkar. Uygulanan prosedüre Yüzde 70 saflıktan yüzde 96 saflığa kadar değişik saflıkta ekstraktlar elde edilebilir. Propolis ekstraktında saflık ve etkin madde oranlarının gözönüne alınmasıyla kalite kategorisi belirlenir. Saflık derecesi ve içeriğiyle (çekilmiş propolise göre) 3 kattan 7 kata kadar daha etkin olabilir.
  son derece önem taşımaktadır.

KULLANIM ŞEKLİ VE SAKLAMA KOŞULLARI:


Oda Sıcaklığında Muhafaza Ediniz.

Propolis oda sıcaklığında 18 ay boyunca besin değerini ve özelliklerini korur. 

Kullanım Dozajları:!

Genel Kullanım amaçları için günlük doz olarak propolis ekstraktlarından 2 gram alınabilir. Salgınlar, hastalık ve enfeksiyonlarla mücadele dönemlerinde bu dozlar 2-3 misline kadar artırılabilir.
Çocuklar için ise 1-3 yaş arasında günlük doz 250 mg(Çay kaşığının 8'de 1'i)3-6 yaş arasında ise çay kaşığının dörtte biri (500 mg), 12 yaşına kadar günlük bir gram ve 12 yaşından büyüklerde ise yetişkin dozları kullanılabilir.

Kullanım Şekilleri..

Su içinde tüketim ve kullanım: Ağız sağlığı için ekstraktından yarım litre suya bir tatlı kaşığı konup çalkalayarak bu sıvı ile gargara yapılabilir. Yine aynı sıvıdan sabah akşam birer yudum alınabilir. Bu sıvı kahve ya da meyve suyu gibi içeceklere de katılarak tüketilebilir.
Ekstraktın toz halinde kullanımı: Zevke göre propolis dozu direkt bala ya da yoğurda katılarak alınabilir.
Propolis şurubu: 75 gram bal, 5 gram propolis ekstraktı ve 20 gram ılık su karıştırılarak propolis şurubu yapılabilir.
Bal-arı sütü-polen-propolis karışımı: 1 kg bala 200 gram arı sütü, 200 gram havanda dövülmüş polen, 50 gram propolis ekstraktı katılarak yaz-kış tüketilebilecek, soğuk algınlığından, iltihabi hastalıklardan korunum veren, yaşama enerji ve gençlik katan bir iksir hazırlanabilir.
Deri üzerindeki sorunlu bölgelere (yara, yanık, siğil, sivilce, iltihap vb.) önce bala sonra propolise temas edilip parmaklar arasında yayılarak doğrudan tatbik edildiğinde en güçlü merhemlere oranla 4 kat daha hızlı iyileşme gözlenir.
Eğer, ılık su-süt karışımına 10 gram polen (iki tatlı kaşığı), 2 gram (silme tatlı kaşığı) propolis, arzuya göre biraz bal eklenip karıştırarak yavaş yavaş tüketilirse baş ağrısı, yorgunluk, stres ve gerginliğe ya da hastalık ve sakatlanmalardan kaynaklanan ağrı ve sızılara karşı terapik etki sağlar. Ağrıları dindiren etki göstermesi yanı sıra ılık sıvı halinde bu kullanım ağız-içi sorunları ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir.
Şampuana katılarak kepeğe karşı ve saç sağlığı için kullanılabileceği gibi tüm ten yüzeyine şampuan vasıtasıyla nüfuz ettirerek genel deri sağlığı amacıyla da kullanılabilir.

Çocuklarınıza Sevecekleri Karışımlar İçinde Veriniz..

Propolisin saf halinin toz halinde ya da ekstrakt halde tadı çocukların hoşuna gitmez. Çocuklarımıza yukarıda örneği verildiği gibi bal içinde karıştırarak verebileceğimiz gibi, hoşlarına gidecek daha başka karışımlar da sozkonusu olabilir. Örneğin pekmez-yoğurt-propolis ya da reçel-propolis-ekmek gibi.

Yan Etkileri

Saptanmış herhangi bir yan etkisi gözlenmemekle birlikte, yukarıda belirtilen dozların çok üzerinde kullanımları önerilmemektedir.



Arıcı 07-ANTALYA
Not:Bu yazı''http://www.aridunyasi.com.tr/propolis-faydalari.html'' den alınmıştır.

Arıcı 07 ANTALYA

20 Şubat 2013 Çarşamba

ARIYA KEK YERİNE KOYU İNVERT VERİN..


Değerli arıcı arkadaşlarım,şimdiye kadar bu kek konusunda yazmak istemiyordum.Çünkü;Yazacağım yazıya çok yorum yerli yersiz tepkiler doğacak,gereksiz dostlarım bile darılacak belkide kırılacaklar.
 Kek,kışdan yaşlı çıkan işçi arının sindirim sistemini yorarak su ihtiyacını artırmaktadır.Buda arıya bahar girişi getirdiği faydanın 1/4 oranındada zarar getirmektedir.Kek le yorulan yaşlı işçilerin ömrü kısalmaktadır.
 Bunun yerine kek alacağınıza  hazır tenekelerde arı yemi altında 25 kg lık hazır invert koyu kıvam şuruplar satılmaktadır.Ondan alsanız arınız hem daha iyi beslenir sıfır arı kaybı olur.Hiç su ihtiyacı ortaya çıkmaz.Kolay yavru ve yumurtaya geçerler.
 Arılarınız verimli gelişir.Bahar girişi güçlü olurlar.Ayrıca kek yerine vereceğiniz 1 litre koyu invert şerbetde kek kadar arınıza yetecek hatda daha fazla dayanacaktır.Belki şerbeti arılar 2-3 günde içecek ama peteğe sıvı bal olarak dolduracak,daha sonra tekrar bunu yiyerek beslenmeye devam edeceklerdir.
 Kek  satarak para kazanan malzemeci arkadaşlarımızda kek yerine hazır invert satarak kazançlarından kayba uğramayacaklar sistem çalışmaya devam edecektir.Sonuçda şehirde ilçede oturan arıcı kazanla invert yapamadığpına göre tercihen hazır inverti alacaktır.
 Böylece arılarımızın katı yiyeceklerle sindirim sistemlerini yormayacak onların sağlıklı ve uzun ömürlü olmalarını sağlayacaksınız.
Şunu bilinizki invert şurupla beslenen arılar bahar mevsiminde doğal yolla yada kekle beslenene göre %33 oranında daha uzun ömürlü olacaktır.Buda arıcının arılarının bahar ayında toparlanma ve kovanı doldurma hatda suni oğul üretmesine fırsat verecektir.
           Bizden arıcılara bir faydalı öneri..Gerisi sizlere kaldı..Sağlıkla ve sağlıcakla kalın.
Arıcı 07 ANTALYA

3 Şubat 2013 Pazar

TÜRKİYEDEKİ ARICILIK SORUNLARINI NASIL ÇÖZERİZ?


 Tüm dünyada düşük verimin sorunları ortak olup,şöyle sıralamak mümkün olabilir.Daha fazla gezgincilik verimi artırmaz.İşletme masrafını artırır.Gezgincilik sonucu melezlenme hızlanmakta olup,bu sorun giderilmelidir.Verim azaldığı için şeker beslemesi artar,balın kalitesi düşer.İşletmelerin girdisi arttığı içinarıcılık kısır bir işe dönüşmekte,beceremeyen arıcılar arıcılığı bırakmaktadır.Halbuki arıcılığın geliştiği ülkeler flora yapısına uygun ,direnci iklime ve toporrofyaya uyum sağlayan  verimli ırk ana arılar kullanmaktadırlar.Almanya;Karniol,Avusturya,Akdeniz kıyısı ülkeler ve israil,italyan gibi ana arı ırkları kullanmakda,bölgelerine uyumlu ırklarla üretim yapmaktadırlar.Arıcılar ana arı sevdasında değil verim alacağı ırkı bilmekdedirler.Arıcılar,Arılarının ana arılarını yıllık veya 2 yılda bir kez değiştirmekte arılarda verim düşüklüğünü önlemektedirler.İhtiyaçları olan anaçları öncelikle kendileri veya sertifikalı ana arı kullanmaktadırlar.
                     Ülkemizde bu sorun bölgelere uygun kaliteli ana arılarla çözülür.Kafkas,Anadolu ve Muğla  ülkenin doğal ırkları olup,buna mukabil akdeniz kıyı şeridindede Kıbrıs arısı adını verdiğimiz gri arıda çok yıllardan beri ülkemizde kullanılmaktadır.Bundan dolayı Doğu ve kuzey doğu Anadolu bölgelerinde Kafkas ırkı hakim olup,bu bölgelerin flora yapısına uygun ırkdır.Ayrıca bu ırkın safları bu bölgelerde oldukça verimlidir.İç Anadolu Marmara ve Trakya Anadolu arısının hakim olduğu bölge olup,bu bölgelerde kafkasda kullanılmaktadır.Ticari anlamda üreticilik yapan kişi ve tüzel kuruluşların garantili sertifikalı denenmiş ana arıları pazara sunması gerekmektedir.Arıcılık yapan üreticiler bölgelerine uygun ana arılar kullanmalı,ana arı üretmeyi becerebilmeli arılığında ana arı üretebilecek saf bölgeye uyumlu ana arılar bulundurmalıdır.Bu saf ana arılardan ana arılar üreterek kullanmalıdır.Arıcılıkda iki yılda değiştirilmesi gereken ana arılar açıkladığım konulara uygun olarak yıllık bahar mevsiminde değiştirilecek olursa,kolonilerin gerçek bal verimleri 20-30 kg seviyesine yükselecektir.
                    Bu hususlara dikkat ederek gerekli tedbirler erken baharda alınmalı,ana arılar yetiştirilerek kovanların ana arıları değiştirilmelidir.

Arıcı 07 ANTALYA

2 Şubat 2013 Cumartesi




        Değerli arıcılar;
        Aslında bütün arıcılar arıcılıkdaki verim ve verimsizliğin temel nedenini çok iyi biliyor...ANA ARI...Ama ne yazıkki yapabilecekleri başarıya ulaşabilecekleri ekonomik yapı ve ana arıyı  sağlayamıyorlar.Arıcılıkda grçek verim ve verimsizliğin 1.nedeni ana arıdır.Bu açıdan arılıkdaki ana arılar iyi yetiştirilmelidir.Başarı ve verimlilik  kalite ana arıdan geçmektedir.Başarısızlıkda melezleşmiş cins versiyonunu kaybetmiş ana arıdır.Bu açıdan melezleşen analarınızı  kaliteli ana arıyla değiştirin.
          Gezginci arıcılık başlamadan önce Türkiyede sadece Kafkas AnadoluMuğla Kıbrıs ve doğu anadolunun kıyı bölgelerinde İran  arısı vardı.Ama gezginci arıcılığın başladığı 1950 li yıllardan sonra bu arılar hep melezleşti.Aslında her arı kendi bölgesinde güçlü ve verimliydi.Örnek Muğla arısı uzun zaman diliminde çok yavru yapıp kendini Basra balına hazırladığı için bal stoğu az oluyor,bal stoğunu çam balı ile takviye yapıp kışı rahatça çıkarabiliyordu.Ama hala bazı arıcılar bu arıyı satın alıp iç bölgelere taşıyor.Geçmişdede taşıdılar.Muğla çiçek balına yatkın bir ırk değil.Öyle olunca açlıkdan kış sönmeleri kaçınılmaz oluyor.Geçmişdede yaşandı.Hala bu hatalar devam ediyor.Muğla arısı o bölgede bal verimine müsait bir arı olup,kışı karasal iklime sahip yerlerde kışı çıkaramaz.Bu arıyı satın alırsanız ırkını değiştirmeniz gerek...
          Günümüzde karniyol ve buna takıntıları olan arıcılar var.Bir çoğu kafkas arısını savunuyorlar.Kafkas arısıda bal stoğunu yapınca yavruyu kesiyor.Akdeniz ege gibi sahil şeridinde hava ılık olunca arı çok uçtuğundan oda yavru yapmadığından sönüyor.
           Değerli arıcılar burda size arı ırkı savunmuyorum.Size gerekli olan bölgenize uyum sağlayan kışı rahat geçiren hangi cins arıysa onu kullanın.Yoksa ırkların birbirinden üstünlüğü yok.Bu açıdan ister ana arıyı satın alın,isterseniz kendiniz üretin ama doğru tekdir o kuralı uygulayın.Bölgenize uyumlu ana arıyla çalışın.Birilerinin  kafkas ve buna benzer ana arı reklamlarına takılmayın.Arılığınızda verimli ırklardan ana arılar üretin.Bu iş için gerekirse damızlık ana arılar satın alın.Bu ana arı üretme tekniğinide okuyun,araştırın,sorun,öğrenin.Ana arı üretemeyen,arılığına hakim olamaz.
            Ana arı üretemeyen asla arıcı olamaz.

Arıcı 07 ANTALYA

29 Ocak 2013 Salı

ANA ARININ VERİMSİZ OLMA NEDENİ



        Değerli arıcılar;
        Aslında bütün arıcılar arıcılıkdaki verim ve verimsizliğin temel nedenini çok iyi biliyor...ANA ARI...Ama ne yazıkki yapabilecekleri başarıya ulaşabilecekleri ekonomik yapı ve ana arıyı  sağlayamıyorlar.Arıcılıkda grçek verim ve verimsizliğin 1.nedeni ana arıdır.Bu açıdan arılıkdaki ana arılar iyi yetiştirilmelidir.Başarı ve verimlilik  kalite ana arıdan geçmektedir.Başarısızlıkda melezleşmiş cins versiyonunu kaybetmiş ana arıdır.Bu açıdan melezleşen analarınızı  kaliteli ana arıyla değiştirin.
          Gezginci arıcılık başlamadan önce Türkiyede sadece Kafkas AnadoluMuğla Kıbrıs ve doğu anadolunun kıyı bölgelerinde İran  arısı vardı.Ama gezginci arıcılığın başladığı 1950 li yıllardan sonra bu arılar hep melezleşti.Aslında her arı kendi bölgesinde güçlü ve verimliydi.Örnek Muğla arısı uzun zaman diliminde çok yavru yapıp kendini Basra balına hazırladığı için bal stoğu az oluyor,bal stoğunu çam balı ile takviye yapıp kışı rahatça çıkarabiliyordu.Ama hala bazı arıcılar bu arıyı satın alıp iç bölgelere taşıyor.Geçmişdede taşıdılar.Muğla çiçek balına yatkın bir ırk değil.Öyle olunca açlıkdan kış sönmeleri kaçınılmaz oluyor.Geçmişdede yaşandı.Hala bu hatalar devam ediyor.Muğla arısı o bölgede bal verimine müsait bir arı olup,kışı karasal iklime sahip yerlerde kışı çıkaramaz.Bu arıyı satın alırsanız ırkını değiştirmeniz gerek...
          Günümüzde karniyol ve buna takıntıları olan arıcılar var.Bir çoğu kafkas arısını savunuyorlar.Kafkas arısıda bal stoğunu yapınca yavruyu kesiyor.Akdeniz ege gibi sahil şeridinde hava ılık olunca arı çok uçtuğundan oda yavru yapmadığından sönüyor.
           Değerli arıcılar burda size arı ırkı savunmuyorum.Size gerekli olan bölgenize uyum sağlayan kışı rahat geçiren hangi cins arıysa onu kullanın.Yoksa ırkların birbirinden üstünlüğü yok.Bu açıdan ister ana arıyı satın alın,isterseniz kendiniz üretin ama doğru tekdir o kuralı uygulayın.Bölgenize uyumlu ana arıyla çalışın.Birilerinin  kafkas ve buna benzer ana arı reklamlarına takılmayın.Arılığınızda verimli ırklardan ana arılar üretin.Bu iş için gerekirse damızlık ana arılar satın alın.Bu ana arı üretme tekniğinide okuyun,araştırın,sorun,öğrenin.Ana arı üretemeyen,arılığına hakim olamaz.
            Ana arı üretemeyen asla arıcı olamaz.
Arıcı 07 ANTALYA

20 Ocak 2013 Pazar


 


Önümüzdeki hafta sonunda 25-26 ve 27 ocak pazar günü gelin alma merasimi ile bitecek bir düğünümüz olacak ALLAH  kısmet ederse.Biliyorum vede beklemiyorum ama Türkiye'nin her yerindeki tüm dostlarım tanıdıklarım arıcı arkadaşlarım davetlidir.Bedenen gelemeyecekler  ama manevi olarak gönülleriyle dualarıyla yanımızda olsunlar istiyorum.Gönülden davet ediyorum.
        Sevgilerimle...
Arıcı 07-ANTALYA


Arıcı 07 ANTALYA

15 Ocak 2013 Salı


 

                           
                       Arıcılıkda arı üretmek amacıyla gelişen farklı kovanlardan  arılı çıta toplama usulüyle yeni kovanlar oluşturularak analandırılıp faal hale getirilmesine yapay oğul denir.
                       Yapay oğulda iki amaç taşınır.1-Yeni genç oğullar üretmek 2-Gelişen arılı kovanların oğul vermesini engelleyerek güçlü bal kovanları oluşturmak.
                        Genel anlamda bahar aylarında bu iki usulüde denemekteyim.Yapay bölmeye geçmeden önce transfer yöntemiyle veya miller yöntemiyle ana arı yüksüklerinin oluşmasını sağlamaktayım.Bunlar 1 haftalık olunca gelişen kovanlardan 1 er çıta alarak  yeni bölme rılar üretiyorum.Kovanım  bu yılki bal mevsimine yetişmesini istiyorsam 5-6 çıtalık bölmeler yapıyorum.5-6 çıtalık bölmeler analandırılıp yumurtlamaya geçince takriben 1 aylık dönemde ballığa çıkıyor.Çünkü hergün yumurtlayan genç ana 5-6 çıtayı ful yumurta ile doldurursa çıkan arılar kovanı hemen kolayca dolduruyor.Verilen yeni petekler invert şurupla desteklenirse kolayca örülüyor.15 Nisanda bölme yapılmışsa 15 haziranda iyi bir bakımla ballıklara kadar ulaşması mümkün olabiliyor.
                          Diğer sistemle amaç arılı kovan sayısını artırmaksa o zaman daha sayıda peteklerden kovan oluşturuluyor.Yeni oluşan yapay oğulun %100 kalıcı olmasını istiyorsak 3 çıtalık bölmeler yaparak analandırmalıyız.Ama bahar ikliminiz akdeniz gibi uzun süren son baharıda uzun olan yerlerde 2 çıtalık bölmelerde mümkün.Hatda amacım arı üretip satmak olsun diyorsanız tek çıta  bölmede mümkün.Ama tek çıtada ve iki çıtanın her iki tarafına köpük duvar konularak kovan daraltılmalı ayrıca az az olmak şartıyla devamlı invert şurupla desteklenmelidir.Çünkü:Tek veya 2 çıtanın çalışan işçi ve genç arısı az olacağı için ana arının bakımı ve beslenmesi,kovanın ısıtılması yavruların beslenmesi zor olacağından kovan mutlak köpükle daraltılmalı.Bu köpüklerin dışınada plastik naylon torba giydirilmeli.Köpüğü arının temizlememesi için.
                           Bu yıl bende suni oğulda bu iki yöntemide nasip olursa deneyeceğim. 10 kadar 6 şar çıtalı kovan  50 tane 2 şer çıtalı yine 50 tanede tek çıtalı suni bölme yaparak arılığımı güçlendirmek istiyorum.Ancak haziran ayı içerisinde arılarda kapalı yavru  arı pupa miktarı 7-8 çıta olursa bu bölmelere koku vererek 1 er çıta kapalı pupa verebilirsem hiç sorun yaşamadan arı sayımı artırmış olurum.Planlamayı yapmak basit.Önemli olan mevcut kolonilerin yönetimi ve bahara ulaşma.Kış yenimi başlıyor,yoksa ortasındamıyız henüz belli değil...Bu gün Antalya'da hava biraz soğuk.
                           Hayırlısı allahdan diyerek yazıya nokta koyuyoruz.Allah yardımcımız olsun.

Arıcı 07 ANTALYA

12 Ocak 2013 Cumartesi

ARI SOKMASI VE KORUYUCU TEDBİRLER...


  1.  Arı sokması sokulan bölgede görülen lokal reaksiyon ile vücutda görülen genel reaksiyon olmak üzere ikiye ayrılır.Lokal reaksiyonda arının soktuğu bölgede kızarıklık veya şişlik oluşur.Buna bağlı kaşınma ortaya çıkabilir.Genel reaksiyonda ise vücudun tümü üzerinde genel bir tepki reaksiyonu ortaya çıkar.Bu sırada;solunum güçlüğü,karın ağrısı,kusma çarpıntı ve baygınlık olabilir.Boğaz kaslarının gerilmesi ile solunum zorluğu oluşabilir.Hatda hasta boğulabilir..Bu olaya''Anaflaksi'' denir.Diğer bir deyişle ''anaflaktik şok'' adıda verilir.Arı sokması sokulan yerin şişmesine neden olur. Bu da insana acı verir ve sinirli yapar. Sokan arıların çokluğuna göre, miskinlik, başağrısı, titreme, kaşıntı gibi reaksiyonlar da görülebilir. 

    Arı zehirinin kendine özgü keskin bir kokusu vardır. Bu zehir kokusunun yayılması diğer arıları da hırçınlaştırır. Eğer bir arı soktuğunda gerekli önlemler alınmazsa, aynı yerden başka arılar da sokmaya çalışır. Onun için arı soktuğunda arılıktan uzaklaşıp sokulan yeri yıkamak gerekir. 



    Sokulma sırasında yapılacak ilk iş arı iğnesinin deri dibinden sert bir cisimle bastırılmadan veya tırnağın sert yeriyle çıkarılması olmalıdır.Bunun yanında arı sokmasına karşı alerjisi ve rizikosu olanlar,vücutlarında gözlerinde çok şişme olanlar antihistaminik ilaçlardan bir tablet arılığa gelmeden arı sokmadan içilmelidir.Bunun yanında steroid kremde sürülerek ilk müdahale yapılır.Ancak vücutlarında şiddetli reaksiyon oluşanlar tıbbi müdahale ile kontrol altına alınmalıdır.
    Arıcılığa yeni başlayanlarda sadece lokal alerji görülüyorsa(Kızarıklık-kaşınma ve sokma bölgesinde şişme) bu kişilerin bir ilaç kullanmadan arı zehrine karşı vücutlarının hızla bağışıklık kazanmasını sağlar.Sık sık sokulan insanlarda hiç bir etki oluşmaz.Aşırı duyarlılığı olanlar arıya bakmadan eldiven ve maske giymeden bir antihistaminik tablet alırsa arı sokmasının etkisi çok aza inecek risk azalacaktır.Ancak antihistaminik tabletler aşırı uyku hissi vereceği için gece araç kullananlar bu tabletlerden uzak durmalıdır.
    Arı zehri tehlikeli olduğundan daha fazla faydası olan koruyucu bir antibiyotikdir.Bu açıdan arıcılık yapanlar direç bakımından normal insanlara göre daha az girip nezle gibi hastalıklara karşı hastalığı daha hafif yaşarlar...
    Bu günkü yazı dizimizde arı sokması ve koruyucu tedbirleri işledik..Kalın sağlıcakla...

    Arı SokmasıYaz aylarında başımıza gelebilecek tatsız sürprizlerden biri de arı sokmalarıdır. Arı sokmasının verdiği rahatsızlık kişiden kişiye değişir. Neyse ki hayati tehlike oluşturabilen ciddi reaksiyonlar nadiren görülür.

    Arı Sokan Kişide Neler Görülür?

    Genellikle arının iğnesiyle verdiği zehir, o bölgede basit bir bölgesel reaksiyona yol açar. Ağrı, şişlik, kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık oluşur. Ağrı birkaç saatte geçer, şişlik ise genellikle ertesi gün kaybolur.
    Nadiren ciddi sistemik reaksiyonlar görülür. Bu durumda, vücudun farklı yerlerinde döküntü, kızarıklık, şişlikler olabilir. Bulantı, kusma, baş dönmesi, nefes almada zorluk ortaya çıkar. Kan basıncının düşmesiyle kişi şok tablosuna girer. Bu acil bir durumdur ve arı sokmasından sonra birkaç dakika içinde görülür.

    Arı Sokması Sonrası Ne Yapılmalı?

    Öncelikle, arının iğnesini biran önce çıkarmak doğru olur. Bunu tutup çekerek değil, kredi kartı gibi künt kenarlı bir cisimle cildi kazıyarak yapmak tercih edilmelidir.
    Yara su ve sabunla yıkanır.
    Buz uygulaması vücudun vereceği alerjik reaksiyonu azaltacaktır. Çocuğun izin verdiği ölçüde yarım saate kadar buz uygulanabilir.
    Yara yerine karbonatlı su sürülebilir.
    Duruma göre ağrı kesiciler veya antihistaminik türü alerji ilaçları yararlı olabilir.
    Eğer; 
  2. Çocuğu çok sayıda arı sokmuşsa
  3. Önceden arı sokması sonucu ciddi alerjik reaksiyon geçirmişse
  4. Arının soktuğu yer ağız veya burnun içiyse, hemen acil servise başvurmak gereklidir

Arıcı 07 ANTALYA